Köşe yazarları

Bir şirketin ‘katil’ olma olasılığı nedir?


Finike’de asırlık sedir ve çam ağaçlarının bulunduğu bölgede taş ve mermer ocaklarına karşı 6 yıldır mücadele yürüten ve bu mücadelede halkın duyarlılığını ve desteğini de sağlayan Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin katil zanlısı Ali Yumaç, savcılık ve mahkemede verdiği ifadelerde, kapatılan bir mermer ocağı firması için katliamı gerçekleştirdiğini itiraf etti. Katil ifadesinde, “Mermer ocağında çalışan, adını bilmediğim, 65-70 yaşlarında, siyah cip kullanan, beyaz saçlı, sürekli kirli sakalla gezen, 1.65 boylarında ‘Çirkin’ lakaplı adam 8 Mayıs günü yanıma geldi. Bana ‘Cebinde paran var mı?’ dedi. ‘Yok’ dedim. ‘Sana bir iş teklif edeceğim’ dedi. Cebinden 3 bin TL çıkarıp verdi. ‘Bizim ocak bunlar yüzünden kapandı, sen bunları hallet, şu 3 bin TL’yi al, 47 bin TL’yi de olaydan sonra vereceğim” dediğini söylemiş. ‘Çirkin yaratık’ katile, olaya hırsızlık süsü vermesini, çaldığı paranın kendisinin olacağını ancak diğer çaldıklarını dipsiz kuyuya atmasını öğütlemiş.

Olayı ilk duyduğumda o an aklıma gelen tek şey, bu katliamın ardında bir azmettirenin olduğu ve azmettirenin de bir şirket olduğu yönündeydi. Başka bir ihtimali sorgulamadım bile. Çünkü katledilen güzel yürekli insanların yegane amacının yaşadıkları bölgede doğayı savunmaktan gayrı hiçbir amaçlarının olmadığını biliyordum. Kendileri için kurdukları küçük dünyalarında naif, doğaya saygılı ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bitkileri yetiştirmekteydiler. Bunun dışında bir dertleri yokken, çevresinde başlayan doğa talanına karşı rahatsızlık duydular ve bu durumu köylülere taşıdılar. Böylelikle başlattıkları mücadele yıllar geçtikçe büyüdü ve mücadelelerini tüm Türkiye duydu.

Dünyada katledilen çevreciler-işçiler!

Ortaya çıkan duruma bakınca yazı başlığında sorduğumuz sorunun cevabına yanıt bulabiliyoruz aslında. Biraz daha geniş örneklerle sorunun cevabını görmeye çalışalım. Enerji şirketlerine karşı mücadele eden Honduraslı kadın ekolojist Berta Cáceres, geçen yıl mart ayında, evi maskeli kişilerce basılarak öldürülmüştü. Honduras’taki Lenca yerlileri lideri olan 43 yaşındaki Cáceres, ilk olarak 90’lı yıllarda yapılmaya başlanan Agua Zarca Hidroelektrik Santrali’ne karşı direnişle tanınmıştı. 2012 yılında sosyalist lider Manuel Zelaya’ya karşı düzenlenen askeri darbe sonrası Honduras’ta toprak mücadelesi veren yerli liderler tek tek öldürülmeye başlandı. Cáceres’in lideri olduğu yerli toplumundan 4 üye de paramiliter güçler tarafından katledildi.

Dünya genelinde bugüne kadar bilinen 185 doğa dostu, çevreci, ekolojist katledildi. Bu katliamların 50’si Brezilya’da meydana geldi ve bunların yüzde 40’ı yerliydi. Bu sayı Filipinler’de 33, Kolombiya’da 26, Peru’da 12, Nikaragua’da 12, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 11, Guatemala’da 10, Honduras’da 8, Hindistan’da 6, Meksika’da 4, Endonezya’da 2, Liberya’da 2, Myanmar’da 2, Kamboçya’da 2, Tayland’da 2, Pakistan’da 1 ve uluslararası sularda da 1 olmak üzere 185 insan katledildi. Türkiye’de katliama uğrayan doğa dostları bu sayı içinde yok. Türkiye’de bu sayı, Büyüknohutçu çiftinin katledilmesiyle birlikte 4’e yükseldi. Türkiye’de katledilen bir diğer doğa dostu insan Karadeniz sahil yoluna karşı mücadele yürüten Cihat Eren’di. Eren’i katleden katilin azmettiricisi ise, ne arandı ne de soruşturuldu. Katilin bir meczup olduğu savıyla dosya kapatıldı. Bir diğeri ise, Metin Lokumcu’ydu. O da polis saldırısı sırasında kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.

‘OHAL Tüsiad’ı niçin rahatsız ediyor’

Hemen hemen bütün dünya ülkelerini yönetenler, ya şirket temsilcileri ya şirket patronları ya da şirketlerle kolkola girmiş, halkın ve doğanın sömürüsü üzerinden beslenenlerdir. Bu noktadan baktığımızda polisin, askerin, paramiliter güçlerin veya paralı tetikçilerin ortak yönlerini görebilmekteyiz. Tamamı sermaye kesimlerinin çıkarları doğrultusunda istenilen her şeyi yapmaktadırlar. Oysa ne insanlar ne de doğa sermayenin kölesi olamaz. Cumhurbaşkanı Erdoğan TÜSİAD toplantısında, “OHAL, TÜSİAD’ı niçin rahatsız ediyor?” sorusuyla, OHAL’in hak mücadelesi yürütenlere, doğayı savunanlara, özgürlük taleplerini haykıranlara karşı yürürlükte olduğunu anlayabiliyoruz.

Biraz dünyaya yabancılaşıp şöyle uzaydan dünyaya baktığınızı hayal edin ve ne gördüğünüzü düşünün. Bir faunanın içinde hep birlikte yaşarken bu faunayı yaratan güç, çok az sayıdaki kurnazı, diğer insanları ve doğayı sömürsün diye mi yarattığını görüyorsunuz? Birileri çıkıp doğal yaşam alanlarını ‘kamu yararı’ gibi ne idüğü belirsiz sözcükler üzerinden sermayeye peşkeş çekmesi anlaşılır bir şey olarak görülüyor mu? Ya da birkaç soytarı kurnazın, her türden hırsızlıkla elde ettiği üretim araçlarının bulunduğu fabrikalarda, madenlerde veya yine aynı yolla elde ettiği tarım alanlarında insanların emeği ve doğanın talanı üzerinden palazlanması normal görülüyor mu? Evet, şimdi uzaydan dünyaya inin ve şu soruyu kendinize sorun; bu sömürü çarkına karşı çıkan veya çomak sokan insanların, halkların, işçilerin, köylülerin katliamlara uğramasına sessiz kalabilir misiniz? Doğanın bir avuç sermaye için alt üst edilip yok edilmesi kabul edilebilir mi? Uzaydan baktığımız dünyanın o bir avuç kan emici için hızla yok olmasına göz yumulabilinir mi? Tüm bu sorular üzerinden bir şirketin ‘katil’ olup olamayacağına ise kararı herkes kendi vermelidir!