Köşe yazarları

Ege’den Kuto’ya mektuplar: ‘Sensiz olmaz be Kuto!’


Ben bu köşede zaten yazıp duruyorum. Biraz da başkaları yazsın. İzninizle aşağıda uzun bir alıntı yapacağım. Okuyalım:

“Referandum sonrası Kürt’ün oyu, herkesin derdi oldu.

İktidar partisine yakın isimler, kendi propagandalarına inanmak eğiliminde oldukları için, televizyonlarda sanki ‘Evet’ler Doğu ve Güneydoğu’da büyük bir oy patlaması yapmış gibi konuşuyorlar. Oysa Türkiye’nin Batı’sında hayal bile edemeyeceğimiz uygulama ve baskılara rağmen, HDP’nin eli kolu bağlanmış olmasına rağmen, Kürtler bu seçimde ‘Hayır’ dedi. Bu böyle biline!

Tabii tek kızdığım yandaşlar değil. Bir de ‘Hayır’cılardan bir grup var ki, onlar beni daha da çıldırtıyor. Beyaz Türk kibiriyle konuşup “Kürtler sattı” cümlesini kuran bile var. Bu ne saçmalık. Nasılsa İzmir yüzde 68 ‘Hayır’ verince “Yaşşşaaa!”, Diyarbakır yüzde 68 Hayır deyince “Tüh!” deniyor.

Yahu delirdiniz mi? Bu referandum sürecindeki en büyük şaibe, Doğu ve Güneydoğu’da yaşandı. Kanıt mı arıyorsunuz? Şehirler ve kırsal kesim arasındaki oy farkına bakın. İnsanların özgürce oy kullandığı şehir merkezlerinde HDP oyunu büyük ölçüde korumuş; kırsal kesimde, ağanın ve kolluk gücünün baskısı her saniye hissedilen küçük yerlerde, ‘Evet’ler yükselmiş.

Örneğin güvenlik güçleri ve PKK’yle operasyonlar sonrasında aylarca sokağa çıkma yasağı uygulanan, bazı mahalleleri Google Earth’den silinen Şırnak’ta ‘Evet’lerin, AKP’nin oylarının iki katına çıkması mantıklı mı sizce? Bırakın siyaseti, insan doğasına bile uygun olmayan bir refleks değil mi bu?

Bir de insan “Kürtler yüzünü AKP’ye döndü” demeden önce biraz araştırmaz mı ne oluyor diye? Ana akım medya, sağ olsun, Kürt’ün evi başına yıkılırken yok, yarım milyon insan göçe zorlanırken yok, vekilleri tutuklanırken, HDP’li sandık müşahitleri sapır sapır elenirken yok, sonra da “Kürtler bizi sattı!” muhabbeti yapıyor. Ayıplıyorum.”

Kim bu satırların yazarı?

Kuto atıldı: “Aslı Aydıntaşbaş ablamdır, ona katiliyem…”

Aslı kardeşimiz Kürt değil. Eğer kızmazsa ekleyeyim: Beyaz Türk bir ailenin evladı. PKK’li mi, hayır. Yeri geldiğinde benim bile kafamın tasını attıracak kadar “eleştirel”.

O bir gazeteci. Ve gerçeği yazmakta.

Demek istediğim şu:

Türk aydınları arasında şu aralar bir şarkı hafif sesle söylenmeye başlandı: Hayır diyen “Trakya” da. İzmir ve tüm Ege, Akdeniz kıyılarında. İstanbul’da, Ankara’da….

“Sensiz olmaz…”

“Yalnızlık zor, sokaklar çıkmaz

Sensiz olmaz, sensiz olmaz”

Bülent Ortaçgil…Söylüyor ve Kürdistan’dan “uzak düşmüş, düşürülmüş” Türklerin, Çerkeslerin, Türkmen Alevilerin, Lazların, Ermenilerin, Rumların ve Yahudilerin “Hayırcıları” ta derinlerden, “diplerden” gelen bir sesle söylüyor.

“Sensiz olmaz…”

Kimsiz olmaz?

Kürtsüz olmaz.

Aydın engin ne diyor?

“Sadece Türkiye Kürtleri üstünde değil, Suriye ve Irak’ta özerklik, eşit haklı yurttaşlık gibi siyasal kazanımlar elde edecek Kürtleri ezici, yok edici şiddet kullanarak engelleme kararlılığı ancak bu kadar açık seçik dillendirilebilir.

İdam ve savaş üstüne kurulu bu ürkütücü gelecek planları karşısında ürkmek, kaygı belirtmek anlam taşımıyor.”

Aydın kardeşim ne demiş oluyor?

“Sensiz olmaz…”

Irak’ta ve Suriye’de DAİŞ vahşeti karşısında Obama ne demişti?

“Sensiz olmaz”…

Trump Raqqa önlerinde hangi şarkıyı söylüyor?

“Sensiz olmaz.”

Merkel de hakeza…

Yani şöyle diyorum: Türkiye’nin sanayi ve kültür merkezleri, dünyanın en büyükleri hep bir ağızdan hafif, yumuşak, dingin bir sesle Bülent Ortaçgil’in bestesini mırıldanıyor…

“Sensiz olmaz!”

Birden Erdoğan bağırıyor: “Sen kimsin ya….”

Tuttuğu gibi HDP’li vekil Burcu Çelik’i tutuklatıyor…

Kuto ıslık çalarak Saray’ın etrafında garip ve gizemli turlar atarken o da mırıldanıyor:

“Sensiz olur!”

Haydi hayırlısı…