İzlenim

Halkımız geri kalan günler için seferber olmalı


ONUR GÜLER

16 Nisan yapılacak olan referandumun Avrupa ayağında sürecin önemli bir kısmını geride bırakmış durumdayız. Özellikle 1 milyon 410 bin seçmene sahip Almanya bu durumda özel bir yere sahip olmaktadır. Erdoğan ve savaş kabinesinin MHP’nin bir kısmını ve Bahçeli’yi de yanlarına alarak oluşturduğu yeni düzenleme halihazırda varolan baskı rejiminin yeni bir düzeyde anayasal zemine oturtma çabasıdır. Dolayısı ile süreç sadece referandum değil, öncesi ve sonrası ile bir mücadele periyodudur.

Bu kapsamda Erdoğan yurtdışı oylamasına birçok açıdan müdahale etmektedir. Halklarımıza dayatılan ‘tek adam’ sistemine karşı Avrupa’da olduğu gibi Almanya’nın da onlarca kentinde ‘Hayır’ platformları kurulmuştur. Hazırlıklarına önceden başlayan platformlar düzenlediği konserler, mitingler, bilgilendirme çadırları, yüz binlerce bildiri, yaygın sosyal medya ağı ve canlı yayınlar ile çalışmalarına devam ediyor.

HDK Avrupa bileşenlerinin olduğu kadar onlarca irili ufaklı dernek, inisiyatif ve demokrat bireyler bu çalışmaları omuzluyor. Mücadelemizin düzeyi kendi olanaklarını da yaratmış durumda. Bugün hem sokaktayız, hem sandıklara kitleleri yönlendiriyoruz, hem de konsolosluklarda müşait ve yetkililerimiz ile birlikte halklarımızın tüm emeklerine sahip çıkıyoruz.

Duisburg ve çevresinde ‘Hayır’ faaliyeti yürüten bir Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF) yönetim kurulu üyesi olarak Düsseldorf Konsolosluğunda oy verme işlemlerini takip etmekteyim. Düsseldorf Konsolosluğuna bağlı 131 bin seçmen bulunuyor. Bu hali ile yoğun bir seçim süreci yaşanıyor. İlk seçim deneyimimiz olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Avrupa çapı seçime katılım yüzde 8 iken, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde yüzde 40’ı aşan bu oran 16 Nisan referandumunda yüzde 50’yi aşacağı görülmekte.

Gerek siyasi atmosfer ve kamplaşma gerek ise oy verme işlemlerinde ilk seçimlere göre görece yapılan esneklikler bu oranı sürekli artırıyor. Düsseldorf’ta ilk haftada 35 bini aşkın insan oy kullanma işlemini gerçekleştirmiştir. Eğer sandık başı işlemlerine bakacak olursak mücadelenin yalnızca “Hayır” oylarını yükseltmek değil, aynı zamanda seçim anında yapılacak her türlü adaletsizliğe de engel olmak olarak tarif edebiliriz.

7 Haziran’da 6 milyonu aşkın oy almış HDP hala sandık görevlisi veremiyor. Müşaitlerimiz aracılığı ile sandığa belli bir mesafeden müdahil oluyoruz. Diğer taraftan ise Erdoğan ve savaş kabinesi devletin tüm olanaklarını seferber etti, kendine yakın UETD derneklerini ve DİTİB’i her sandığa yerleştirdi. Bu koşullarda CHP haricinde sandıkta oturan 5 kişiden 4’ü ‘evet’ oyu vereceği bilinen kişiler. 80 milyon insanın vergisinden toplanan paralar devlet ve DİTİB eli ile ‘Evet’ çalışmasına akıtılıyor. Diyanete bağlı tüm kuruluşlar otobüs ve çeşitli araçlarla ‘evet’ oylarını sandığa taşıyor.

Açıkca söyleyebiliriz ki “Hayır” cephesi iğne ile kuyu kazıyoruz. Ancak haklılığımızdan aldığımız meşruiyet ve moral üstünlük, diktatöre karşı çıkma olgusu “Hayır” cephesini tüm asimetrik koşullara rağmen güçlü kılmaktadır. Genç yaşlı, emekçi, kadın, LGBTİ , Kürt, Alevi, Ermeni, Süryani kısaca ezilenler cephesinin büyük yelpazesi “Hayır” çalışmalarını büyük bir coşku ile omuzlamış durumdadır.

“Hayır” bildirileri elden ele gezmekte, birçok kesim çevrelerine dağıtmak için fazlaca bildirileri masalarımızdan almaktadır. Duisburg alanından bahsedecek olursak Duisburg Hayır Platformu tek gündeme, referanduma kilitlenmiş sabahın erken saatlerinden itibaren çalışmaklarına başlamaktadır. Posta kutularına atılan bildiriler, kentin birçok yerinde açılan bilgilendirme çadırları, kendi çabalarımızla tutulan otobüs ve araçlarımız, televizyon canlı yayınları, röportajlar ve kitle toplantılarına kadar birçok araç kullanmış, hala kullanılmaktadır.

Almanya’nın birçok kentinde de çalışmanın bu düzeyde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Her yeni bir süreç bizlere öğretici bir değerlendirme bırakıyor. “Hayır” faaliyetinin düzeyi bu kadar yüksek olmasına rağmen biliyoruz ki daha fazlasını yapabiliriz. Olumlu sinyaller versekte ilerleyen dönemlerde daha kitlesel çalışmalar örgütlemek, her çaldığımız kapının emeğini sokağa yansıtabilmek açısından gelişmemiz çok önemli. Ancak bu şekilde diktatöre bir duvar örebiliriz.

Erdoğan ve kabinesinin Almanya ve çevresinde giriştiği sahte kahramanlık gösterilerini, tehdit savurmalarını boşa düşürmek, onlarcası yakılmış Kürt kentlerinin, yok sayılan Alevilik ve farklı inanç gruplarının, köleleştirilen işçilerin, eve hapsedilmek istenen Kadınların, geleceksizleştirilen gençlerin, haber alma özgürlüğünden yoksun bırakılmak istenen halklarımızın, zindanlara doldurulan tüm özgürlük sevdalısı siyasi tutsakların ve tüm ezilen kesimlerin diktatörlük heveslisi Erdoğan’a ve altınlarla döşediği Saray’ına güçlü bir yanıt için tüm halklarımız geri kalan günler seferber olmalı ve sandıkları ‘Hayır’ ile doldurmalıdır.

*AGİF Sekreteri ve HDP Düsseldorf Sandık İtiraz Yetkilisi