Dilemma

İnsan ‘kardeşinin’ dilini bilmez mi?


‘’Kimsenin yaşam tarzına müdahale etmedik, etmiyoruz’’ diyorlar. Sürekli ve hiç durmadan diyorlar. Bi dur, dur bi düşün! Dursanız ve biraz düşünüp yolunuza öyle devam etseniz! İnsan hareket ettiği kadar düşünmesiyle de var olur. Teori önemlidir yani. Önemlidir demek zorunda kalıyorum çünkü akademisyenlerin onar onar atıldığı yerlerde ‘’teori nedir ki?’’ demiş olursunuz. Olursunuz olmasına da da pratik, hareketin kendisi de sizden ayrı teoriye başvurur böyle zamanlarda. Teori dediğin sorgulamadır aynı zamanda çünkü. Referandumda ‘evet’ cansızlığınız da buradan gelmektedir. Size oy verenler de artık sorguluyor çünkü.

Pratik berbatlaştıkça, teori artık hiç susmuyor, gidip gidip pratiğe konuşuyor. Siz ister Hegel’le, ister Ali Şeriati ile ister gece rüyanızda ister gündüzün gözünde olun gelir ve size konuşur. Elbette konuşmak bir mesele ise duymak, idrak etmek bir başka mesele.

Mesela, ofisinizin penceresinden elele tutuşan gençlere bakıp bakıp söyledikleriniz, kadın mıdır kız mıdır bilemem demeleriniz, Kabataş’ta kabalaşan dilleriniz sizin teorinizin pratiği yansımasıdır. Soma madencilerinin yerlerde tekmelenmesi, iş cinayetlerini meşrulaştırmak için ‘ölüm fıtrat da var!’ demeleriniz, güzel öldüler demeniz de, teorinizin pratiğidir.

Teoriniz yeni değil oysa bitmiş bir teorinin sizin dilinizde yeniden can bulmasıdır. Eh, haliyle insanlar sorar; eskiden farkı ne? Diyarbakır zindanlarında ‘’Vatandaş Türkçe konuş çok konuş! diye yazılmasından yıllar sonra aynı şeyleri yine yapıyorsunuz ama biz aynı mıyız?

Şimdi sadece Kürtçe konuşanlara değil, Türkçe olarak ‘Hayır’ diyenlere yapılanlar da elbette bu tutumunuzun uzantısıdır. Öteki gördüğüne kötülük yapan beriki gördüğüne de neden yapmasın? İnsan bir kere kötülük yapmaya başlamayagörsün…

Sedat Akbaş bir otobüs durağında öldürüldüğünde 21 yaşındaydı ve telefonda Kürtçe konuşuyordu. Türkçe çok konuşmanın mutlulukla birleştirildiği topraklarda Kürtçe konuşan mutlu çocuklar, faşistleri mutsuz etmişti.
Turgut Uyar’ın Göğe bakma durağı’nın herkes tarafından paylaşıldığı bu topraklarda, otobüs durakları dahi bir Kürt için ölüm durağına dönüştürülüyordu. Turgut Uyar’ın Yokuş yol’a şiiri paylaşılamazdı öyle herkes tarafından.

Şimdi de; Bejin NA şarkısını, Hayır diyen dillerimizi yasaklamışsınız! Yaşam tarzına müdahale tam da budur. Siz de iyi biliyorsunuz insan diliyle yaşar. Dil yoksa siz de yoksunuzdur!

Her sıkıştığınızda ’1000 yıldır kardeşiz’ diyorsunuz ve yine teorinizle pratiğiniz arasında dev yarıklar oluşturuyorsunuz. Diyorsunuz ama kayıtlarınıza da Kürtçe’yi bilinmeyen dil diye geçiyorsunuz. İnsan kardeşinin dilini bilmez mi? 1000 yılda taş olsa öğrenmez mi?

Kürtleri anlamak mı istiyorsunuz! Önce Kürtçe öğrenin, öğrenmenin idrak etmek olduğunu unutmadan. Sonra Taybet Ana’nın düştüğü ve yerden kaldırılamasın diye namluların çevrildiği yerlere gitmelisiniz. O yerlere gittiğinizde Willy Brandt’ı hatırlamalısınız. Gitmelisiniz diyeceğim ama o taşları da söküp attınız. Hafızamızı taşlarda zannediyor olmalısınız. Diller yasaklanınca yokolur zannediyor olmalısınız…

Bir dil, yasaklandığında değil ancak onu konuşan insanlar vazgeçtiğinde ölür. Öyleyse Newroz meydanlarına iyi bakın, Kürtler vazgeçmiş gibi mi gözüküyor, yakından bakın.
Bilginiz olsun; tek dil mutluluk değildir. Ki o yüzden hemen herkes çok dil bilmeye çalışır. Mutluluk her dildedir.

Necdet S. Günce