Röportaj

Krizi ‘hayır’da birleşen halklar çözer


İşsizlik diz boyu, esnaf kan ağlıyor, her yer kapanıyor, bu krizi çözecek metin doğrudan doğruya muhalefetin önderliğinde yaşamın yeniden kurulması meselesidir. AKP’ninki var olan fiili duruma anayasal bir kaftan biçmedir. Bu kaftanı biçtirmeyeceğiz. Türkiye’de bunu engelleyecek ‘hayır’ mevcuttur

Günay Aksoy

AKP ve MHP’nin halkları, muhalefeti, emekçileri dışlayarak ve vekillere karşı şiddeti devreye koyarak Meclis’ten geçirdiği Başkanlık Anayasası paketinin akıbeti referandumda belli olacak. İktidar, referandumda ‘evet’ çıkması için gösteri yasağı, OHAL, KHK, emniyet ve asker zoruyla baskı oluşturuyor. MHP’nin içinde çalkantı yaratan ‘evet’ oylarına karşılık, Türkiye’nin önemli çoğunluğu tekçi rejime ‘hayır’ derken, sonucun sıkı çalışmaya bağlı olduğu kaydediliyor. Meclis’in fiili olarak devre dışı bırakıldığı, hesap sorma mekanizmasının yok edildiği, egemenliğin kayıtsız ve şartsız milletten alınarak partili bir başkana verildiği maddeleri gazetemize değerlendiren HDK Eşsözcüsü Onur Hamzaoğlu, Türkiye’de var olan siyasal durumun faşizm olduğunu, ‘hayır’da birleşen halkların düğümü çözeceğini kaydetti: “1 Kasım’daki en büyük eksikliğimiz de alanları terketmek oldu. Halkların üzerindeki baskıyı ve sansürü kaldırmamız lazım. Güveni hep beraber birbirimize bulaştırmamız gerekiyor.”

* Türkiye’de hakim olan siyasal iklimde muhalefetin işi ne kadar zor ve ne kadar önemli?

2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle beraber rejim değişikliği vurgulanmış ve fiili durumun hukuksal alt yapısının sağlanması Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilmişti. O dönem devam eden müzakere süreçleri de Türkiye’yi barışa kavuşturacak, halkların dostluğunu perçinleyecek eğilimleri de hep beraber izlemiştik. İşte 15 Temmuz’un hemen sonrasında karşılaşmış olduğumuz asker kalkışmasını bence asker kalkışması olarak tanımlayalım. Askerin kendi içindeki faaliyetleri olarak tanımlamak çok yeterli olmayacaktır. Ama bir asker kalkışmasıdır. Bu kalkışmanın nasıl organize edildiği, bileşenlerinin neler olduğu bugün hala şüpheli. Hala kamuoyunda bunun net yansımaları yok. Bence bunu bir yerde tutalım. Beynimizde bu netleşsin. Üç-beş tane subay, astsubay, iki tane pilotla olacak iş değil. Neden değil? Eski bir asker olarak şunu bilirim; Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın yer almadığı bir darbe girişimi, darbe girişimi değildir NATO ülkelerinde. Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüzde 70’ini oluşturan Kara Kuvvetleri’nin hiçbir birliği yok bunun içinde. Yüzde 15’lik Deniz Kuvvetleri ile yüzde 6’lık Jandarma ve Hava Kuvvetleri üzerinden bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Onların da asli unsurları bunların dışında. Şimdi ordu içinden bunu tahlil ettiğinizde bu işin esasında çok da ifade edilen bir hazırlığın olduğunu söylemekle ilgili güçlüklerim var. Bunun bir örneği Boğaziçi Köprüsü’nün tek taraflı trafiğe kapatılmasıdır. Bir diger hususu ise, zorunlu askerlik yapan unsurlara bu işin devir edilmiş olmasıdır. Halkın çocuklarıdır onlar. Kalkıp onları içeriye tıktılar, işkence yaptılar. O gün de yapılanlara karşı çıktık. Zorunlu askerlik yapan hiç kimseye bir fiske dahi vurulmaması gerekir diye HDK olarak tepki gösterdik.

15 Temmuz’a şüpheyle bakmalıyız

15-16 Temmuz’a geri dönelim bütün bu şüpheli ortamı orada göreceğiz. Topyekün bir asker kalkışması değildir yaşanan. O bakımdan darbe meselesi ayrı bir tartışmadır. Verileriyle konuşmak gerekir. O gün havalanan uçakların, esasında Diyarbakır Askeri havaalanından kalkacak uçakların yedi dakikalık en fazla on dakikalık menzili içindeyken kilometrelerce yol gitmesini, maalesef bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanının ailesinin bulundukları otelden çıkışlarıyla ilgili herhangi bir karenin hiçbir gekilde görünür olmamasının, ama buna rağmen o otele baskın yapmakta olan askerlerin görüntülerinin her yerde olmasını hep soruyla karşılamak lazım. Ben akademiden gelen bir yaklaşım ve bilim insanı kimliğimle bilimsel yöntemi siyasette de kullanmamız gerektiğini dolayısıyla herşeye şüpheyle bakmak ve sorgulamak, verilerini bulduktan sonra karar vermek gerektiği konusunda bir tutuma sahibim. Bu bilimsel bir yöntem olarak böyledir. Dolayısıyla 15 Temmuz asker kalkışmasıdır. Ama bunun bileşenleri konusunda elimizde veri yoktur. Bu yönü itibariyle bir NATO ülkesinde, NATO’nun bu durumdan haberdar olmaması mümkün değildir. Bununla beraber, NATO’nun tecrübesinin bu bileşenleri bu şekilde ele almayı gerektirecek toylukta ve çaylaklıkta olmadığını Türkiye’de yaşadığımız tecrübeyle en azından biliyoruz.

Muhalefet Yenikapı’da teslim oldu

* Şüphe dediniz… Sizce muhalefet bu şüphelerin üzerine yeterince gidebildi mi?

Eğer gidebilseydi Yenikapı’yı yaşamazdık. Maalesef Türkiye’de Yenikapı, muhalefetin teslim olduğu bir dönemdir. Doğrudur, “kandırılmıştır.” Ama bu “kandırılmışlığı” bilerek dinayetiyle, askeriyle kürsü verilerek, devletin esasında yeni dönemde nasıl kurulacağının işaretinin çakıldıği bir mitingdir, Yenikapı. Bu aynı zamanda muhalefetin hiçleştirildiğinin bir simgesi ve göstergesidir. Yenikapı esasında Türkiye’de fiili olarak yaşananların neler olduğunu gördüğümüz; işte bu referandum süreci ve Anayasa değişikliğiyle yeni rejimin ve devlet yapısının ne olacağının ortaya konulduğu bir platformdur.

Kürsüye çıkıp söz alanların konuşmalarına bakıldığında, Türkiye’nin nasıl bir Türkiye olarak yapılandırılmak istendiği değerlendirilirse bu dönemde “hayır”ımızın ne anlama geldiğini anlatabiliriz.

* HDP Yenikapı mitingine katılmadı. CHP ise her ne kadar Yenikapı mitingine katılmış olsa da, yeni anayasa hazırlıklarından dışlandı. AKP’nin MHP ile birlikte yeni anayasayı hazırlamasını, MHP’yi çöküşe götürmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Söylediğiniz gibi HDP Yenikapı mitingine katılmadı. Çünkü HDP bütün bileşenleriyle orada nasıl bir oyun oynandığını görebilecek bir siyasi tarihe sahip. Bunu çok net bir şekilde formüle etmiş oldu. En azından 7 Haziran’daki başarının ardından 8 Haziran’daki eksikliğimizi telafi etmiş oldu. Bu çok önemli bir tutum oldu. Alternatifi yeterince olmasa da Gazi Mahallesi’nde kamuoyuyla paylaşılmaya çalışıldı. Yaşananların nereye doğru evriltilebileceğini paylaşmıştık. Dünyanın hiçbir yerinde anayasa krizleri çözmez. Türkiye’de yaşanan ekonomik krizdir. Onun bağlamında siyasi krizdir. Ama bunu anayasa ile çözemezsiniz. Anayasa bir toplumsal mutabakat metni olmalıdır. Hep de böyle tanımlanır adı itibariyle. Ama bugün Türkiye’de kriz çözümleri ile ilgili bu metnin varlığı tamamen sahtedir. İkincisi ortaya konduğu şartlar itibariyle toplumsal mutabakat diyebilmemiz için toplumun bütün unsurlarının anayasa hazırlığında yer alması gerekir. Sözünü söylemesi gerekir. Meclis’teki dört partiden yanlızca ikisi tarafından hazırlanmış ve de Meclis’te değil de Saray’da yazıldığını bildiğimiz Anayasa değişikliğinden bahsediyoruz. Meclis’teki muhalefet partileri yok, demokratik kitle örgütleri yok, sendikalar yok, bireylerin sözleri yok, halkların ve inançların sözleri yok. Bugüne kadar hazırladıkları Anayasal düzenlemeler için dile getirdikleri yazdıkları metinlerden hiçbir alıntı yok. Dolayısıyla bu metni bir mutabakat metni olarak görmek abesle iştigaldir, yanlış olur. OHAL koşullarında, gösterilerin ve yürüyüşlerin başkentte dahi yasak olduğu koşullardan söz ediyoruz. Böyle bir ortamda bir Anayasa nasıl hazırlanabilir. Türkiye, Suriye batağında savaş halinde nasıl hazırlanabilir. Kamuda, yargıda disiplin soruşturmaları var, tasfiyeler var nasıl hazırlanabilir? İşsizlik diz boyu, esnaf kan ağlıyor, her yer kapanıyor, bu krizi çözecek metin doğrudan doğruya muhalefetin önderliğinde, yaşamın yeniden kurulması meselesidir. O nedenle bu süreçte hazırlanmış olan metin, var olan fiili duruma anayasal bir kaftan biçimidir. Bunu biçtirmemek için çaba göstereceğiz. Türkiye’de bunu engelleyecek “hayır” mevcuttur. Mesele bu “hayır”ın birbirini bilmesi meselesidir. Kimse kimsenin “hayır”ından gocunmasın. Mesele son virajda bu “hayır”ları hep beraber gösterecek bir kamuoyuyla paylaşabilelim.

* Halk Anayasada değişiklik yapılan 18 maddenin içeriğini tam olarak biliyor mu?

Tümüyle katılıyorum halktan gizleniyor. Halkın anlayamayacağı bir şekilde yazılıyor. Öncelikle Başbakanın dahi bilmediği pek çok maddeden söz edebiliriz. Meclis’te onu imzalayıp önerge olarak veren milletvekilleri dahi okumadan verdiler. Bu kadar gizli kapaklı MHP-AKP anayasasıdır. Halktan neden gizleniyor? Türkiye Büyük Millet Meclis’i tamamen kapatılacak. Bunu oylayın halka. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmayacak artık bunu oylayalım. Farklı sonuç çıkar değil mi? “Evet”in esamesi okunmaz. Ama bunu söylemeden yapıyorlar. Bu anayasa metni değişikliğiyle beraber Meclis fiilen kapanacak. Egemenlik milletvekilleri aracılığıyla kayıtsız şartsız Cumhurbaşkanlığı’na verilecek. Cumhurbaşkanı ve bakanlar yanlızca Cumhurbaşkanı’na karşı sorumlu olacak. Yürütme Meclis’e karşı sorumlu olmayacak. Bakanlar Kurulu’nun yetkisi tümüyle Cumhurbaşkanı’na devredilecek. Tek başına KHK çıkarabilecek. OHAL yetkileri tek başına Cumhurbaşkanı’na verilecek. Milletvekilleri Gensoru veremeyecekler. Dolayısıyla Meclis’in fiilen kapatılması var. Yalın haliyle referanduma sunulduğunda “evet”i tartıştırmaz bile. “Hayır” çıkacağı kesin. Olmayan demokrasiyi Anayasal olarak rafa kaldıracaklar. Kuvvetler ayrılığı tümüyle ortadan kaldırılıyor. Hazırlanan tasarıya göre Cumhurbaşkanı 14 yıl iktidarda kalabilecek. Anayasa değişikliği tümüyle devletin ve sistemin değişmesidir. Yaşam biçimimizin değişmesi demektir.

* AKP referamdum şiarını ‘Türkiye’yi seviyorum, Cumhurbaşkanını seçiyorum’ mottosuyla yapacak. ‘Evet’ deyince Türkiye’yi sevmek, ‘hayır’ deyince sevmiyor anlamına getirilerek Türkiye’de kutuplaştırma derinleştirilecek mi?

AKP ikilemleri derinleştirerek varlığını sürdürüyor. Bugüne kadar yaptığı da bu demek değil miydi? Türkiye’yi Sünni Müslüman Türkler ve diğerleri diye böldüler. Tarihimizi zihinlerimizden yok etme çabasıyla yaşadılar. Muhalefetin bütün unsurları beceriksiz, bir tek kendilerini becerikli olarak sundular. Bütün varlıkları hep ikileme dayandırıldı. Bugün de sandığa giderken, halkı ikiye bölme ve kendilerinin çoğunluk olduğu algısını yaratma peşindeler. İşte bizim bu referandum sürecini “evet” ve “hayır” ikileminden çıkarmamız gerekiyor. Bunu da anlamlarının ne olduğunu ifade ederek başarabiliriz. OHAL’in devam etmesi demektir “evet”, Suriye’de bataklığın sürmesidir “evet”, Suriyeli sığınmacıların sefilliğinin devam etmesi demektir “evet”, Türkiye’deki kardeş kanının akması demektir “evet”. Bu sürecin bütün olumsuzluklarının ne olacağını bütün ayrıntılarıyla çalışıp halkımızla ve kamuoyuyla paylaşmamız gerekiyor.

10gezi-direnisi

* HDP eşbaşkanları dahil 11 vekil ile birlikte binlerce siyasetçinin rehin tutulduğu koşullarda referanduma gidilmesi sizce adaletli midir?

Bu memlekette adaletin rafa kaldırılması çok oldu. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, inancım odur ki, eldeki veriler gösteriyor ki, “hayır” başaracak. Anayasa önergesi sandıklarda reddedilecek. Ardından gelecek seçimle de iktidar değişecek. 7 Haziran 2015’ten daha güçlü bir sonuç ortaya çıkacak. Referanduma böyle hazırlanmak lazım. O nedenle referandumun ertesi gününe ne yapacağımızı konuşmaya başladık bile. Kadınların, gençlerin, işçilerin, inanç sahiplerinin ve halkların temsil edileceği bir iktidar olduktan sonra bir anayasa değişikliği hazırlamalıyız.

* Gezi gibi bir ruh ve mücadelenin çıkmasını bekliyor musunuz?

Kesinlikle bekliyorum. Hedef ortak. Hedef insan olarak kalabilmek. Hedef insanca bir şekilde yaşamaya devam edebilmek. Hedef daha geriye düşmemek. Gezi bir direnişle başladı. Daha sonra 1 Haziran isyanına dönüştü. Türkiye’nin 80 ilinde bir isyan vardı Haziran ayında. O isyan sessiz bir şekilde devam ediyor. Bu süreçlerde o isyan, kendini görünür çatlaklardan çıkararak sesini duyurması gerekiyor.

* Gezi mücadelesi bu kez sistemi değiştirmeyi başarabilecek mi?

Gezi’yi nihaete erdirmedeki başarısızlığımız, aynı şekilde 7 Haziran seçimlerindeki nihayete erdirmedeki başarısızlığımızla çok paraleldir. Birbirini doğurdu diyebiliriz. Ama artık ders çıkardık. 8 Haziran’daki hatalar ve 1 Kasım’daki hatalar biliniyor artık.

Meydanlara çıkıp buradayız diyeceğiz

* Bahsettiğiniz bu hatalar nelerdi?

7 Haziran’ın ertesi gününe hazır değildik. Biz eğer tek başına iktidar olmayı engellersek, ya da iktidar olabilirsek ne yapacağımızın sorusunun yanıtını eksik bırakmıştık. Bunu geriye dönerek fark ediyoruz. 1 Kasım’daki en büyük eksikliğimiz de alanları terk etmek oldu. Evet haklı gerekçeleri vardı. Suruç Katliamı, Ankara Katliamı, ardından patlamalar nedeniyle güvenlik gerekçesi vardı. Halklarımızı riske atmamak gerekçesiydi o. Ama bugünden dönüp bakıyorum ki eksiklik yapmışız. Meydanları doldurup biz de buradayız demeliydik. Sonuç farklı olabilirdi. Bu olasılığı artık hayata geçirmeliyiz. Dediğim gibi sandığın ertesi gününe hazır olmadan o süreçlere girmememiz gerekiyor. Sandık gününü konuşuyorsak, sandığın ertesi gününün planlamasını yapmaya başladık. Halkların üzerindeki baskıyı ve sansürü kaldırmamız lazım. Güveni hep beraber birbirimize bulaştırmamız gerekiyor. Umudumuzu ve heyecanımızı birbirimize göstermekten çekinmeyelim. “Hayır” diyenler güler yüzlü olmalıyız. Çünkü “hayır” aydınlığın “hayır”ıdır Türkiye için.